Notre Dame etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Notre Dame etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Haziran 2011 Pazartesi

l'institut du monde arabe

Uzun süredir yazmaya ara verişime pek mana veremiyordum, bir yerden başlamak lazım diyerek bunu seçtim.

Paris'teki bu enstitu, 1987 yılında bitirilmiş, Jean Nouvel imzalı ve 1989 aga khan ödüllü bir yapı. içerisinde koleksiyon ürünlerinin sergilendiği ana müze, süreli sergi salonları, ofisler, toplantı salonu, restoran ve kütüphane bulunduruyor.

Gitmek istememin ilk sebebi ise cephe tasarımı, ikincisi sahip olduğu koleksiyon, üçüncüsü ise zaha hadid süreli sergisi.

sanırım bu ilk temel bilgilerden sonra içeriğine geçebiliriz.

yandaki fotoğraf da girişindeki kapı gibi dikilen brütlerin arasından gözüken cephesidir.




Öncelikle yola bakan cephesi bu değil, bu cephe tamamen kendisi için oluşturulan boşluğa bakıyor, yani sokaktan geçerken bu cepheyi değil normal camla kaplı cepheyi görüyorsunuz. ardından bir merdivenle içeriye doğru kıvrılıp bu yüksek kapılardan geçiyorsunuz. önü daha önceden boş imiş, şuan ise zaha hadid'in tasarladığı ufak çaplı bir galeri bulunuyor.

Binanın giriş katı; gişe, asansörler, kitapçı ve ufak bi sergi alanından oluşuyor. bir de alt katında bir süreli sergi alanı daha var. iki alt kat ise kalın kolonlara ve uzun koridorlara sahip anlamsız boşluklardan oluşan bir bölüm.

önce -1deki süreli sergiyi gezdim, Shafic Abboud adlı ressamın retrospektifiymiş, hızla dolaşıp çıktım. eski bir bina olduğunu göz önünde bulundurursak yine de durumu iyi olan bir salondu.

sonra hadi bakalım acaba nerede bu sürekli sergi, nerede
bunların hazineleri diye önce en tepeye çıkıp yürüyerek ine ine bulurum dedim. ama en üste çıkınca, terası farkettim direk.
teras bölümü'nde arap mutfağı bir restoran bulunuyor, güzel de bir manzaraya bakıyor üstelik. Restoran'ın yanında açık bir alan var buradan da notre dame tüm güzelliğiyle gözüküyor. güzel dediysem, zamanında bu binanın etrafından inen payandalar yüzünden binanın 'bitmemiş inşaat'a benzetildiğini söylemiş miydim? Tabi o zamanın gotik mimari hareketleri, payanda kullanımının neredeyse binanın dışarıdan algılanmasına engel olacak kadar sık kullanımı gibi konular da var. Neyse ki şimdi herkes tapıyor katedrale, en azından turistler tapıyor. Fransız hükümetiyse bu tapmaya karşılık olarak sadece ön cephesini temizliyor, arka cepheler (fotoğrafta görünen cephe) afedersiniz ama leş gibi. simsiyah hatta yer yer yeşil. E nasıl olsa turistler de ön cephesinin fotoğrafını çektiğine göre dert yok diye düşünen hükümete sevgilerimi iletiyorum.

neyse buradan sonra yürüye yürüye bulamadığım sürekli sergi için birine danışıyorum artık. zor bela buluyorum, meğersem ana salon tadilattaymış onlar da ufak salona taşımışlar. sergi 3. katta, içinden bir üst kata daha çıkılıyor. böylece binanın girişten bakıldığındaki sağ tarafının 3. ve 4. katını bu sergi kaplamış durumda. sağ taraf 5. ve 6. katta da ofisleri bulunuyor. (bu arada asansörler ve merdivenler ortada, hatta tam ortalarında da avlu var)binanın sol tarafını ise neredeyse kütüphanesi kaplıyor, 3 katlı kütüphanın her katının duble yüksekliğe sahip olduğunu düşünürsek, müze alanından daha fazla alana sahip olduğu gerçeğine ulaşabiliyoruz. fazla karışık oldu ya bu paragraf, idare edelim artık.

Tabiki bir ara da kendimi kütüphaneye attım, hatta oturdum, inceledim, bakındım. 85000 kitap bulunduruyormuş bünyesinde, bir çoğu da arapça. herhalde hayatımda bir daha bu kadar çok arapça kitabı bir arada görmem zor.

bünyelerindeki bulunan islami eserlerin içinde tabiki de türkiyeden alınmış/getirilmiş eserler de var; bunlar; 19. yüzyıl işlemeli çantalar, 18. yüzyıl padişah kaftanları, pelerinler, işlemeli masalar, 18 yüzyıl kuranı, takvimler, saatler, ve iznik çinileri.

buradan çıkıp tekrar binanın içinde bir aşağı bir
yukarı dolanıyorum, sebebi ise çok açık; koridorlar cepheyle birlikte inanılmaz fotoğraf veriyor. Cephe tasarımı aslında tamamen bildiğimiz geometrik şekillerden üretilmiş, fakat bu şekillerin biraraya getirilişinde mimarın arap motiflerinden esinlendiği söyleniyor. sağda da gözüken fotoğraftaki gibi bu cephe sistemi iki cam arasına yerleştirilmiş, güneş ışığının gelişine göre mekanik sistemleriyle kapanıp ışığı içeri almayacak şekilde çalışıyor. gündüz çok erken saatte gidip akşam saatine kadar kaldığım düşünülürse ben hiç bir hareketlerine şahit olmadım. 87den beri artık çalışmaktan yoruldukları yorumunu getirsem de, yaptığım en büyük salaklık sistemin şuan çalışıp çalışmadığını sormamak oldu.

buradan da çıkıp, dışarıdaki Zaha Hadid sergisine geçiyorum. Dışarıdan da girilse bileti ana binadan alınıyor ve Zaha Hadid'in tüm binaları gibi bu binası da ZAHA TASARLADI diye bağırıyordu resmen.

Bu tepkiden sonra aslında öğreniyorum ki bu yenil nesil bir konteynır (yazınca ne garip hissettim, türkçe değil ki bu?!).


Neyse efenim, konuyu açmışken aslında bahsetmekte fayda var, zira kendisi bir l'institut du monde arabe kadar başlık hakeden bir durumda.

"Chanel mobile art pavillon" olarak adı geçen bu yapı, isminden de anlaşılacağı üzere Chanel firmasının direktörü Karl Lagerfeld tarafından düşünülmüş, Zaha Hadid'ten yapması istenmiş. Program olarak gezici sanat galerisi olma rolünü üstleniyor. Aslen Arap dünyası enstitüsü için tasarlanmış ve bağışlanmış. Fakat buraya kadar gelmeden, hong kong, tokyo ve new york da geçici olarak kurulmuş. şuan ise kendisi en son konumunda bulunuyor, ve muhtelemen ekimde Zaha Hadid'in sergisi de bitince yerine enstitünün kendi süreli sergileri yer alacak.


Marka Chanel, mimar Zaha Hadid olunca, malzemesinde ve iç tasarımında da ekonomik yönden hiç bir şeyden kısmamışlar. İçerisi uzay kapsülü gibi, kulağımda kulaklık, her bölgede Zaha da Zaha, tasarım da tasarım bır bır sürekli konuşma geçiyor. bir kere önce beynim sulandı, etrafa mı bakacağım, maket mi inceleyeceğim yoksa kulağımdaki sese mi konstantre olacağım? insaf eyleyin, neye uğradığımı şaşırdım. sonra sırayla dinledim, inceledim, yürüdüm, bakındım. sonra da sergi bitti zaten.

Aslında hepsi aynı, maketler de, projeler de, içinde bulunduğum bina da. Neyse bu konudaki görüşlerimi başka bir yere saklıyorum.

Öyle böyle sergiyi bitirip oradan da çıktım. Evet taşınması kolay mıdır değil midir bilemem ama kendisi şu zamana kadar 3 büyük şehir dolaşıp buraya geldiyse ve burada da bir galeri rolünü üstlenebiliyorsa -ki sahip olduğu mekan ve teknoloji ile fazlasıyla üstleniyor- programını yerine getirmiş demektir.

Böylece 3-5 saatlik bir paris kültür turunun daha sonuna geldik. Başka bir turda görüşmek üzere.

dipnot olarak ekstra bilgi isteyenlere bir kaç link;

Chanel mobile art pavillon
institut du monde arabe

Ek bilgiler;

Nerede?
Institut du Monde Arabe
1, rue des Fossés-Saint-Bernard
Place Mohammed-V
75005-Paris
Métro : Jussieu, Cardinal-Lemoine

Ne kadar?
Öğrenci tarifesi, tüm süreli ve sürekli sergilere giriş 8 euro.

21 Şubat 2011 Pazartesi

pari pari pari

yaklaşık 12 gün sonra kendimi sokağa atabildim. pek nereye gideceğimi de kestiremedim açıkçası, bineyim metroya notre dame dolayları beni paklar dedim önce, yukarıdan bir göreyim parisi. metroda giderken gözüme montparnasse kulesinin reklamı çarptı, yok hergün açıkmış 360 derece panoramik manzaraymış. ya montparnasse diyip diyip duruyorlar nerede bu kule acaba derken 2 durak sonra montparnasse durağına geldik ve attım kendimi metrodan! hiç aklımda gökdelen gibi canlanmamıştı nedense bilmiyorum, terası kapalıymış
yenileme sebebiyle hazirana kadar. bir alt katında camlı bölmeden izleniyormuş, peki dedim çıktık. aça aça biteremedikleri geniş caddelerle yüzleştim, tepeden eyfelle yüzleştim. gerçi hava pek iyi değildi, mutlaka hava açıkken gidilmeli. yine de önizleme için yetti de arttı bana. fakat zamanında bu geniş caddelerin çok kolay açılmadığını okumuştum, çeşitli zorluklar, durumu iyi olmayanları şehir dışına postalamalar, zenginler için yerler açmalar vs gibi. neyse uzun süreden beri elime fotoğaf makinasını almadığım için de heyecanlanıp hemen gölgeli alengirli fotoğraflar da çekmeye başladım, sonra da pılımı pırtımı toplayıp indim kuleden.
yukarıdan bakılınca heryere ne kadar kolay gidiliyor ya! direk notre dame için direk yürüme güzargahımı belirlemiştim yukarıdayken. bir de oraya gidene kadar saint sulpice in de yanında geçicekmişim, iyi oraya da uğrarım dedim. efenim rennes caddesinde ilerlerken art nouveau diye bağıran bir apartmanın Paul Auscher'e ait olduğunu öğrendim. Magazin Felix Potin miş ismi 1904 de yapılmış. zaten Art nouveau akımının mimarıymış kendisi de. sen gel bütün klasik çizgili paris apartmanlarının arasına koy binanı, zaten dikkati çekiyor hemen.

neyse saint sulpice gayet sessiz sakin, önünde güzel bir çeşmesi olan, cephesi çok işlemeli olmayan, haç planlı güzel bir kilise. çok işlemeli değil dediysem ön kolonların ardındaki dehşet
betimlemeleri hiçe saydığım sanılmasın. sonradanokuduğuma göre de buraya zamanında Davinci şifresi kitabı/filmi yüzünden inanılmaz turist akını olmuş. gül çizgisi varmış yerde, 150 yıl önce dünyanın ilk sıfır boylamı olarak kabul ediliyormuş. bunların hiç birini görmedim tabi ki niye çünkü sonra okudum..... mesela benim de dikkatimi başka şeyler çekti diyerek savunmaya geçebilirim kigeçiyorum, kilisenin ana nefinin yanlarında bulunan şapellerinden bi rinde bir sanatçının enstlasyonu vardı. kilisede modern sanat mı olur? baktım ki adam daha önce de saint sulpice de çeşitli enstalasyonlar yapmış. iyi bu iş iyi dedim ben de. camide güncel sanat mı? yazarken bile garip... Adamın ismi; Benjamin Bergery çalışma da Confession with technology. ayrıntı için ( http://bergery.net/)


Notre Dame bence korkutucu bir yer! yürüdüm vardım sonunda, zaten deli gibi turist akını, sıra olup içeriye giriliyor, içeride tintin birbirinin ardında yürünüyor falan. derste dinlerken bu kadar ürktüğümü hatırlamıyorum, ilk gotik kilise ve en iyi örnekleri arasında biliniyor. bir de gotik akımının ilk başladığı zamanlarda (romaneskten sonra) duvarları inceltip pencereleri açma olayı burada artık zirveye ulaşmış. yani uçan payandalarla duvarlar destekleniyor böylece cephe yükseldikçe duvarları kalınlaştırmaya gerek kalmıyor ve pencereler açılabiliyor. fakat ilk planlar böyle
değilmiş,sonradan çatlamalar yüzünden payandalar yapılmış. bu payandalarla birlikte binayı kavramak mümkün değil, içini gezdikten sonra arkasına gidip uzun süre bakındım. zamanında 'hala inşaat halinde gibi duruyor' eleştirisi yapılacak kadar da değil açıkçası. bu eleştiriyi de nasıl yaparsınız diyesim geldi. bir de korkutucu olmasının sebeplerinden biri dış cephedeki suluk görevi yapan hayvanlar. hepsi mi kötü bakar! ayrıca bu binaların turistik açıdan iyi gözükmesi için sürekli cephe temizliğinin yapıldığı biliniyor, anladığım kadarıyla fransızlar bir tek batı cephesini, yani turistlerin gördüğü cepheyi temizleyip bırakmışlar! arkası simsiyah! hooop hiişt paris belediyesi!

sonra da 3-5 ikinci el kitapçı dolaşıp kendime 20 centten fransızca çocuk kitapları aldıktan sonra yurduma döndüm. ne yazık ki yarın okul başlıyor dıdıdıdıımmm!