12 Aralık 2010 Pazar

yekpare


kaç gündür dilimde haydarpaşa ve video mapping!
çok istiyordum canlı izlemek oldukça güzeldi. 15 dakika sürdü, ses de yeterliydi. üstelik soğuk moğuk demeden bir çok insan gelmişti.
ama keşke o kadar insanın dizildiği alanın önünden vapur geçirmeselerdi! çok mu zor 15 dakikacık bekletmek o vapurları.

çatı çok kötü, korkarım uzun bir süre zihnimize işlemesi ve bu haline alışmamız için o çatı öyle kalacak. çok iç acıtıcı, gerçekten.

bir kaç fotoğraf da var;








































yıkılmasın ya, olmaz mı?

http://www.youtube.com/watch?v=HR7NzZWrlV4

galata kulesi









12.12.2010~19.30

8 Aralık 2010 Çarşamba

uzak

istanbul'a ilk gelişimdeki bilet alışım gibi değil bu, bu başka.
9 şubat 10.35
başka ama tarif edemiyorum, ilk dakikalar.
uzak ama burdan uzak değil, herşeyden, herkesten uzak.

360-x




































































































































29 Kasım 2010 Pazartesi

Bin Jip


Ki-Duk Kim/Boş ev'den

28 Kasım 2010 Pazar

2 kelam

bir.
Pera müzesi'nin kültür sanat sohbetleri adlı her ay yaptığı bir tür etkinlik var, geçen ay Ahmet Ümit gelmiş, bu ayki konuk ise Aydın Boysan'dı. İlk kez dinleme fırsatım oldu, çok tatlı inanılmaz iyi bir adam. bir saat boyunca kendi yazdığı metin üzerinden konuştu, müzecilikten girip mimarlıktan, şehirden, gezilerden, yazarlıktan, hayattan, siyasetten o kadar çok şeyden bahsetti ki, üstelik bir saat boyunca tüm konuklar otururken kendisi ayaktaydı. en sonda Vehbi Koç ile ilgili anılarını anlatıp müze için teşekkür edip onu da anmış oldu. sorular ikramlarla birlikte söyleşi bitti.

burada küçük bir röportajı var;

ayrıca kendisi uzun yıllar mimarlık yapmış ve çok sayıda kitabı olan biri. ilgilenmek isteyenler kısaca bir arama yapıp üstadın hertürlü röportajına, kitabına, mimari uygulamalarına ulaşabilir. ben de en kısa sürede bir kitabını edinmeyi düşünüyorum.

dipnot1.etkinliğe katılabilmek için pera dostu olmak gerekiyormuş. Olduk bakalım, bir yıl boyunca 20 tlye müzeye de ücretsiz girebiliyormuşuz. umarım bir sonraki ay güzel bir konuk çağırırlar, sonra bir sonraki dönemin başında görüşücez pera.
dipnot2.etkinliğin sponsoru starbucks coffee idi, kahve ve kek dağıttılar. dağıttılar dağıtmasına da başlangıçta kahvenin öyküsü ve tadılacak kahvelerin hikayesine dair konuşma yapıldı. açıkçası beğenmedim, olmamış keşke stand kurulsa broşür falan dağıtılsaydı. başında uzun uzadıya anlatmak, insanların sorularını almak gibi şeyler. neyse sponsordur yapar diyelim.


iki.
istanbul modern'de bu ara Kutluğ Ataman var, çok sayıda video enstalasyonuyla geniş bir sergi açmış. çok vakit harcadık ama güzeldi, gidilip gezilesi. özellikle eşcinseller ile ilgili çalışmaları benim en çok dikkatimi çekenlerdendi. serginin başındaki ilk enstalasyonun da kendisinin dansöz kıyafetleri giyip oynaması olduğunu da buraya not olarak düşüyorum.

dipnot3.istanbul modern yine güzel hep güzel.

ek olarak, haydarpaşa yandı bugün, modern'den dönerken görünce oranın yanıyor olmasına hiç ihtimal vermemiştim. daha dün yanından geçerken nasıl hala buranın kapısından çıkıp istanbul'a şöyle bir bakmamış olabilirim, nasıl hala bu kadar büyülü bir yapıyı gidip görmemiş olabilir diye düşünüyordum. gidemeden bugün yandı, çatısı komple yandı. eğer bunu fırsata çevirirlerse, haydarpaşa projesini hayata geçirip orayı otel yaparlarsa yıkmasınlar diye önünde yatacağım ikinci bina olacak kendisi. söylüyorum, ciddiyim, gider önünde yatarım.
ilki de akm.
ayağını denk al büyükşehir.

24 Kasım 2010 Çarşamba

re-flex*

çok hastaydım o sınırlardan çıkarken, tekrar gelmem hiç bir yere gitmem diyordum.
yakındır tekrar ziyaretine gelicem, hazırlan.
eğer bu sefer de, bu sefer de, bak dilim varmıyor.
gel barışalım çanakkale, olmuyor böyle.
2. boğazsın, ada güzelisin, güzel şehirsin
ama
iyisi mi hazırlan. sıcak olsun mu? güneşli? tamam hafif çişelesin.

bekle bakalım.

7 Kasım 2010 Pazar

kesit







eminönü altgeçit
cmt~17.00

kayıp

itef


bir balık diyor, japon balığı,
dile ondan ne dilersen.
küçük bir çocuktan bahsediyor,
sonra büyük bir imparatorluktan.
paris için kentim diyor,
beni büyülüyorsun,
senden uzaklaştığımda
kendini özletiyorsun.
kaçma istediği uyandıracak kadar hakiki,
varlığından şüpheye düşülecek kadar hayali
diyor istanbul için.

19 Ekim 2010 Salı

Cabinet de curiosités

insan meraklı bir yaratıktır, bulduğu tüm çekmeceleri, dolapları karıştırmak ister ama yapamaz.

"ey insan, bunu yapabileceğin bir yer biliyorum. atla gel taşkışlaya, bir sergi var, bir sürü dolap var. hepsi senin karıştırman için."

zemin kat koridorlarından birinde 1. sınıfların 'merak dolabı' adlı sergisi var. bugün kendimi dolaplara saldırırken buldum, içlerinden de o kadar güzel şeyler çıktı ki. fotoğraf makinamı kaptığım gibi tekrar ziyaret edicem, şiddetle tavsiye.

bloglarından;

taşkışladaki diğer sergiler için;

isveç tohumları / swedish seeds

günümüz 100 japon tasarımı /japanese design today 100
(ayrıca 2010 japon yılı etkinlikleri)

ve bunlara ek olarak da bilumum öğrenci sergisi.

geliniz, geziniz.

10 Ekim 2010 Pazar

neye

daha değil, ama çok az kaldı.

5 Eylül 2010 Pazar

mesela

Mesela binaya girdiğiniz an bazı tanıdıklarınız olduğu için üst kata çıkarsınız eğer ki üst kata çıkmasaydınız alt kattaki kayıt yerine uğramanız gerekirdi ama sizin gibi bir sürü uğrayan olduğu için sıra bekler işlerinizi vakit kaybettikten sonra hallederdiniz ama siz şanslısınız ve sizin tanıdıklarınız var dolayısıyla siz üst kattaki bazı tanıdıklarınızın yanına gidersiniz ve gidince ne göresiniz tanıdıklarınız sizin için işlemleri halletmiş sizi sıraya koymuş ve size sadece beklemek kalmış fakat yine de emin olamazsınız yanınızdaki tanıdığınıza sorarsınız şimdi ne yapmalıyım diye o da cevap verir kapının önünde bekle ismin okununca içeri girersin diye başlarsınız daha önceden bildiğiniz koridoru aramaya hemen bulursunuz bulmasına ama kapıda bir sürü garip insan vardır onların yanında yer edinirsiniz ve beklemeye başlarsınız iyi haber şudur ki çok beklemeden ilk okunan isim siz olursunuz ilk okunan isim siz olmasaydınız da sorun olmazdı ama bir süre sonra isminiz hala okunmasaydı o zaman paniklemeye ve ne yapacağınızı düşünmeye başlamalıydınız ama neyse ki isminiz ilk sırada okundu çünkü sizin tanıdıklarınız var ve siz şanslısınız içeri girersiniz karşınızdaki kişinin dediklerini yaparsınız ve odadan çıkarsınız çıkar çıkmaz odadaki kişinin sizden istediklerini nasıl alacağınızı düşünürsünüz ve hemen ilk gittiğiniz masaya gidersiniz sorarsınız fakat onlar da işleriyle meşguldür başlarını kaldırıp samimiyet belirtisi göstermeyebilir ola ki gösterdiler o zaman bilin ki bazı tanıdıklarınız devrededir fakat şu an böyle bir durum söz konusu değildir dolayısıyla siz de o bazı tanıdıklarınızı bulmaya çalışırsınız ne yazık ki onların da o sıralar işi vardır bir iki dolandıktan sonra masaya geri gelirsiniz masadakiler çok ilginç bir şekilde ne yapmanız gerektiğini anlatır eğer anlatmamış olsalar ne yapmanız gerektiğini onlara sormak zorunda kalırdınız yoğunlukları nedeniyle verecekleri cevaplar ya çok hızlı ve anlaşılmaz olurdu ya da anlaşılır fakat akılda tutması zor olurdu neyse ki siz şanslısınız yapılacakları yavaş anlaşılır ve akılda tutması kolay bir biçimde söylediler ve siz onları teker teker yapmaya koyulursunuz önce en alt kata inersiniz ilginç bir makinenin önüne geçip bir süre beklersiniz sonra orayla işiniz biter bir diğer odaya geçip birinin boğazınıza bir cismi batırmasına izin verirsiniz tabi bundan önce başka samimiyetsiz biriyle daha konuşursunuz odaya ne zaman gelebilirim dersiniz o da birazdan sizi çağıracağım der belki de hiç bir şey demeden uzun süre bekler o zaman siz galiba beni duymadı ile acaba duydu da beni umursamıyor mu arasında kalırsınız tekrar seslenip seslenmemek arasında kalırken o cevap verir ve siz böylece garip bir adamın boğazınıza bir cisim batırmasına izin verirsiniz ve o da bittiğinde artık tek bir işiniz kalmıştır o ilk geldiğiniz masanın oraya gidersiniz karşısındaki odada sizi bekleyenler vardır tüm alışıla gelmişlikleriyle sizi bir yere oturturlar talimatlar verirler ve işlerini yapmaya koyulurlar sizin orada canınız yanarken onlar tüm normallikleriyle yüzünüze bile bakmadan işlerini yapmaktadırlar yüzlerine bakarsınız acaba acı çektiğimi anlıyor mu diye düşünürsünüz anlıyorsa teselli etmesi gerekmez mi dersiniz teselli etmiyorsa acı çektiğimi bilmiyor mudur dersiniz sonra da onların ne acıyla ne teselliyle ilgileri olduğunu fark edersiniz aslında sadece onların değil bütün bu binayı kaplayan insanların ne acıyla ne teselliyle ne de samimiyetle alakaları olmadığını anlarsınız ve siz samimiyetsiz ortamları hiç mi hiç sevmezsiniz bu yüzden işinizi bitirir acınızı çeker ve o binadan mümkün olduğunca çabuk bir sürede hızlı ama dışarıdan bakıldığında normal gözüken adımlarla ayrılırsınız



"Sevgili Georges,

Son okuduğum kitabının beni okurken fazlaca etkilemediğini söyleyebilirim. Fakat zihnimin bazı şeyleri sonradan birleştirdiğini itiraf etmeliyim. Geçenlerde 'ücret artışı talebinde bulunmak için servis şefine yanaşma sanatı ve biçimi' tadında bir gün geçirdim. O zaman hissettiklerimi işaretsiz dile getirme dürtüme engel olamadım. Bu dürtüyle çıkan şu korkunç yazı sayesinde kitabını tekrar hatırladım. Fazlaca etkilenmediğimi mi söylemiştim? Koca bir yalan. Fazlacanın da ötesinde etkilenmişim.

Paris'te ziyaretine gelmeyi düşünüyorum umarım senin için de bir sakıncası yoktur.

Sevgilerimle,

Nilden"

3 Eylül 2010 Cuma

Eylül 2010

şimdi bu ay içerisinde nerede bu tarihi görsem aklıma hep başkası gelecek.
9 aydır bekle bekle, git gel karın sev, kımıldadı mı, tekme mi attı diye düşün düşün. sonra gelsin tosuncuk, bütün ilgiyi alsın, tahtımı kapsın. oldu mu Eylül?

'hadi yine iyisin Eylülcüm, halan seni sevdi. Dün pek dikkat ettim, mavileri giydim. gözlerini daha gelir gelmez açıcağını bildim, herkesi incelerken en çok bana dikkat edeceğini tahmin ettim. 2 eylül dedim, 2 eylül'de geldin. beni hiç üzmedin, teşekkür ederim. hadi büyü de İstanbul'a gidelim.'

15 Ağustos 2010 Pazar

zorunlu dönüş

yazın en sıcak zamanlarını yaşadığımız şu günlerde, ben evde yatıp ilaç içmeyi, popomdan iğne yemeği, 2 hafta hiç evden çıkmamayı tercih ediyorum.
gökçeada'ya hem gezmeye hem çalışmaya gitmiş iken, bugünü iple çeker iken, biraz ateşlendim.
sonra biraz daha, biraz daha. İzmir'e erken dönmek zorunda kaldım, meğer zatürre olmuşum.

en çok üzüldüğüm şey de bugünkü festivale katılamıyor oluşum. neredeyse bütün haftayı bunun için geçirmiştim. Ada'da bugün büyük kutlamalar olucak. Kısmet değilmiş diyelim.


Gökçeada'yla ilgili de kısa bir şeyler yazarım daha sonra.